Şebnem Ferah'ın Röportajları

Cumartesi, Mayıs 25, 2013

Şebnem Ferah'ın şifreleri


17 yıldır çığlık çığlığa sadece kalbinin şarkısını söylüyor. İnceliğin, zerafetin, şefkatin ve aşkın şiirini, her albümününde, yeni kelimelerle yeniden yazıyor. İyi bir müzisyen olduğu kadar herkesin fikir birliğinde iyi bir insan Şebnem Ferah. Dünyanın ancak aşk, sevgi ve iyilikle daha güzel bir yer olacağını haykırıyor. Her şeyin değerinden azaldığı bu tuhaf çağda; duygunun camdan kalbi, gerçekliğin en şeffaf aynası, aşkın ateşten kızı bu kez "" ile kapılarımızı çalıyor. Ömrü yaşına büyük gelen; kalbi büyük ama elleri küçük o kadın, yeri geliyor en yumuşak karnını gösteriyor, yeri geliyor en sert çığlığını atıyor hayata. Bir yanıyla yorgun ve kırılgan, bir yanıyla delikanlı, umutlu ve kafa tutan... Asla ruhundan bir parça koparılmasına izin vermeden kendi yaralarına derman olurken, bir yandan da müzik eleştirmeni Naim Dilmener'in dediği gibi herkese şifa dağıtıyor: "Ona hepimizin borcu var. Bize yaptığı katkıyı, desteği, bence o bile tahmin edemiyordur. Şifa dağıtan evliyalardan olduğunu..."
İlk şarkı "Kalbim Mezar"da "her şeyi gömdüm/ kalbim mezar" sözleri çok etkileyici. Ama aynı şarkıda "küçük prens"in ve "kibritçi kız"ın umudu da var. Albümün geneline yayılan bir duygu bu. Umudunuzu nasıl koruyorsunuz?
İnsan hayatında dönem dönem bazı eşikler atlıyor. Bir sürü tecrübe; yaşanacak yeni şeyleri nasıl karşılayacağımızı belirliyor. İlle sert koşullar olması gerekmiyor, yapılması mümkün değil gibi gözüken bir şey için de çok umut dolu ve inançlı, hatta biraz da inatçı olabiliyorum. İnandığım gibi olmaktan, inandığım şeyleri yapmaktan kuvvet alıyorum. Hâlâ birine hediye olarak kitap alacaksam ''Küçük Prens'' alıyorum, bu duyguyu paylaşmayı seviyorum.

"Birileri Var" şarkısında güzel günlere dair umudunu kaybedenlere sesleniyorsunuz. Dünyanın çivisine, bugünün gerisine sahip çıkan birileri gerçekten var mı?
Benim en çok inandığım şey, insanın bir şeyleri kendisinin değiştirebileceği, kendi gücü… Hep çok kocaman şeylerin bir anda oluvermesini bekliyoruz. Küçük küçük parçaların bir bütünü oluşturduğunu sürekli unutuyoruz. O küçük parçaları; içindeki iyilik duygusunu, sevgiyi, tutkuyu kaybetmeden yaşayan ve yaşatan her insan daha büyük bir şeylerin oluşumunu etkiliyor, geliştiriyor. Bu soruya güncel bir yanıt vermek çok zor ama geniş zamanda hep sağduyunun galip geleceğine inanırım. O noktaya gelene kadar belki çok hatalar yapılır, bir şeyler kaybedilir ama beni hiçbir şey iyi nitelikleri olan sağduyulu insanlarla beraber hissetmek kadar mutlu etmiyor.
Albümde bir cümle var ki belki de sizinle ilgili her şeyi özetliyor: "Yaşıma büyük geldi ömrüm..."
Çok renkli, mutlu bir çocukluk döneminden sonra kısa sayılabilecek bir süre içinde arka arkaya sert şeylerle karşılaştım, bir sürü insan gibi… Hani bazen insan ''bu kadarı da fazla!'' der ya, bana da öyle geliyordu… Ancak o cümle artık bir sitemi seslendirmiyor çünkü biliyorum; hayat her şeye gebe… Nice insan, nice canlı bir ömür süresince neler neler yaşıyor... Sevdiklerini kaybetmek, hakkaniyet duygusundan uzak yaşamak öyle ya da böyle karşılaştığımız ya da karşılaşacağımız şeyler. İstediğin kadar uğraş hazırlıklı olamazsın. O duyguları başkaları için ne kadar hissedebiliyorsan o kadar paylaşabiliyor, hafifletebiliyorsun belki…

"Od" metaforu bu şarkıya ve albüme nasıl isim oldu?
Şarkıları daha sonra anlatmakta hep çok zorlanmışımdır. Yazarken de çok düşünerek değil de tam tersine kendimi bıraktığım zamanlarda çıkan şarkıları seviyorum. "Od" böyle bir şarkı. "Taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmamak'" savaş, katliam anlatımlarında kullanılan bir deyim. Katliamdan bir şekilde sağ kurtulmuş kadar harap ama hâlâ güçlü olmayı anlatmak istedim. Hayatımda hiçbir şarkıyı yazdıktan sonra da böyle hissetmedim, anlatması zor...

"Od" albümü sizin kişisel tarihinde nasıl bir dönemi resmediyor?
Her anlamda bir sürü tecrübe edindim. Fakat yeni yeni fark ediyorum ki o tecrübeleri değerlendirmeyi öğrenmek de bir eşiği geçmiş olmayı gerektiriyormuş. Bazen bir sürü bilgiyle dolu olup o bilgilerle ne kendinize ne de başkasına fayda sağlayamayabilirsiniz. Ama bir dönem geliyor ve insan kendini daha verimli bir şekilde yönlendirmeyi öğreniyor. Güven ve cesaret her zamankinden daha yukarıda ve sağlam oluyor. Her zamankinden daha özgür hissediyorsun.

Bu albümün hazırlık sürecinde "İlk defa bir albümün kayıt sürecinin her aşamasının tadını çıkarıyorum" demiştiniz. Bu sayede yeni keşifleriniz oldu mu?
Sorumluluk söz konusu olduğunda aşırı titiz biri oldum hep. Ama bana ne oldu bilmiyorum son yıllarda bu durumla eğlenir oldum. Sanırım denge kurmayı öğrendim. 
"SEÇİMLERİMİZİN SONUÇLARINI YAŞIYORUZ"
Albümde Cem Karaca bestesiyle bir Nazım Hikmet şiiri "Çok Yorgunum" da var. O şarkıyı son konserinizde söyledikten sonra ikisinin de uzun yıllar sürgünde yaşadığını hatırlatmış ve şöyle demiştiniz. "Ama bazen uzağa gitmeye gerek yok. Memleketindeyken bile insan kendini çok uzakta hissedebiliyor. Oysa tam ortasında hissetmek istiyoruz, öyle değil mi?" Bu konuda şu anda nasıl hissediyorsunuz?
Bazen bir çocuk gibi umut dolu oluyorum, bazen de tam tersi… Sadece şikayet etmek, umutsuzluğu dile getirmek de bana verimli bir yol gibi gelmiyor çünkü net olarak seçimlerimizin, duygusal ve malumat açısından cahilliğimizin dağ gibi birikmiş sonuçlarını yaşıyoruz.

Dünyada ve ülkemizde olup bitenler arasında, insan olmakla ilgili son yıllarda en çok sizi neler yaralıyor?
Anlamaya çalışmamak… Mucizevi beyinlerimizi bu kadar hor kullanabiliyor olmamıza, anlamaya çalışmak yerine kibir içinde boğulmamıza, birinin bir başkasını hor görebilmesine, herkesin kendi doğrusunu tek ve en doğru zannetmesine ve bunu anlatmak için zalimleşmesine, okuduğumuzu bile doğru anlayamamıza, cahillikten bu kadar kuvvet alınabilmesine inanamıyorum.Çalışıyorsam çok çalışıyorum, eğleniyorsam sonuna kadar eğleniyorum. Yine bir sürü şey için koşturuyorum ama bir şekilde eskiye göre her şeyin tadını daha çok çıkarıyorum.
"KORKUYLA DEĞİL ARZUYLA…"
"Ya Hep Ya Hiç" şarkısının sözleri sosyal medyada coşkuyla karşılandı. "Kazansak da kaybetsek de denemeye değmez mi" sözlerine umutla sarılanlara neler söyleyeceksiniz?
Her türlü sevgi gösterisi çok kıymetli. Sevgi en özgürce, en cömertçe yaşadığımız şey olmalı. Ya öyle olsun, ya da olmasın diye bir sürü şeyi idealize edip resmen hayatı yaşamayı kaçırıyoruz. Halbuki belki bu konuda vidaları biraz gevşek tutmak lazım, rahat olmak lazım. Her hangi bir şeye korkuyla yaklaşmak yerine arzuyla yaklaşmak lazım. Bunu sadece ikili ilişkiler için söylemiyorum, yapmak istediğimiz şeylere de, mesleklerimize de arzuyla, tutkuyla yaklaşınca hayat çok daha zevkli oluyor.
MESLEKTAŞLARI DA ONA BAYILIYOR
Şebnem Ferah, aynı kulvarda yürüdüğü müzisyen arkadaşlarının yanı sıra Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Nilüfer, Nükhet Duru gibi pop divalarıyla; Funda Arar ve Deniz Seki gibi isimlerin de hayran olduğu bir müzisyen. Sezen Aksu onu şöyle anlatıyor: "Genç yaşına rağmen çok sert bir hayatı oldu. Bu kadar efendi, bu kadar ağır başlı acı çekebilen birini daha görmedim. Bütün içinde olup bitenleri muazzam bir estetik süreçten geçirip öyle şarkılar yazıyor ki gönlümün tellerini titretiyor." Hümeyra ise yeni isimlerden bir tek onu dinlediğini söylüyor: "Kendi sesi, kendi çığlığı var."
ŞEBNEM FERAH'IN BAŞARISININ SIRLARI, ONU VAZGEÇİLMEZ KILAN ÖZELLİKLERİ
Şebnem Ferah'ın başarısıyla ilgili kilit tespiti Tolga Akyıldız yapıyor: "Birlikte çalıştığı insanları dostları arasından seçer. Ozan, Buket, Metin, Aykan; sonra prodüktörü Tarkan; albüm kapağını tasarlayan Hale; kaydını yapan, mix'ini yapan, roadie'si, yapımcısı herkes, her şeyden önce 'arkadaşıdır' Şebnem'in. Örneğin Arın, uzun süredir Şebnem'in yakın korumalığını yapıyor. Ben uzun süre bunu fark edemedim. Şebnem'in yakın arkadaşlarından biri sanıyordum. Aslında zaten öyleymiş. Bilmem, anlatabildim mi?"

Birlikte çalıştığı herkes Şebnem Ferah'ın çok özenli, disiplinli ve titiz olduğu konusunda hemfikir. Buket Doran ve Ozan Tügen albüm çalışmaları ve konserlerde tüm işleyişe her zaman hakim olduğunu, her detayla ilgilendiğini, herkesi motive ettiğini, neşeli ve eğlenceli olduğunu özellikle vurguluyorlar.

Hayranlarıyla çok özel ve derin bir ilişkisi var. En yoğun ve yorgun olduğu anlarda bile onları kırmıyor, yakın ve sıcak temasını, sevgisini esirgemiyor.

Şebnem Ferah her albüm öncesi uğruna inandığı aynı şeyi yapıyor. Albümle ilgili detayları çıkana kadar neredeyse kimseyle paylaşmıyor. "Od" albümünde de bu kural değişmedi.

Sosyal medyayı kullanmıyor. Hiçbir yerde kişisel hesabı yok. "O paylaşım ağları birtakım şeyleri çok kolaylaştırabiliyor aslında ama benim internetle o boyutta bir ilişkim yok." diyor. Bu yüzden her zaman biraz gizemli kalıyor, merak uyandırıyor, özleniyor.
"OD"U İŞİN MUTFAĞINDAKİLER ANLATTI"ŞEBO İLK ALBÜMÜNÜ KAYDEDİYOR GİBİ HEYECANLI AMA BİR O KADAR KENDİNDEN EMİN VE RAHATTI"
BUKET DORAN
Müzisyen (Bas gitaristi)

Şebo bu kayıtlarda da, her şeyin olması gereken doğallık ve güzellikte kalabilmesi için gerekenleri yaparken aynı zamanda oldukça rahat ve keyifliydi. Stüdyoda ilk gün albümün ilk kelimelerini duyduğumuzda, zamanda ileriye yolculuk eder gibi sahnede onları çalarkenki halimiz gözümün önüne geldi ve büyük heyecan duydum.

OZAN TÜGEN
Müzisyen (Klavyecisi)

Şebo çalışma ortamında çok titizdir ve her birimizin keyifli bir şekilde çalıyor olmasını çok önemser. Bu albümde, sanki ilk albümünü kaydediyormuş gibi heyecanlı ama bir o kadar da kendinden emin ve rahattı.

"OD"U MÜZİK YAZARLARI NASIL BULDU?
NAİM DİLMENERAlbüm bir bütün ve yine çok iyi. "Birileri Var" şarkısından çok etkilendim. Otoriter ideolojilerin tamamının yüzüne tükürmüş bu şarkıyla.

TOLGA AKYILDIZ"Od" Şebnem'den beklentilerimi karşılayan bir albüm. Sert üslubu, işin "karanlık" tarafına biraz daha yakın uzun şarkıları, şairane sözleri ile bana çok iyi geldi. Türkçe anlamayan, ama müzikten iyi anlayan birine dinletin aynı şeyleri söyleyecektir.
Kaynak: Aktüel Dergisi

Salı, Temmuz 27, 2010

Rock müzik erkek egemen bir alan

Röportaj: Pınar YILMAZERLER
Rock müziğin en önemli isimlerinden biri olmasına rağmen şebnem Ferah'ın pek sık röportaj verdiği söylenemez.


O, daha çok şarkılarıyla konuşmaktan yanadır... Bu yüzden yakaladığım fırsatı kaçırmak istemedim, “Rock müzik erkek egemen bir alan” diyen Ferah'a erkekler dünyasında yıllardır bir kadın olarak yer almanın güçlükleri başta olmak üzere aklıma takılan her şeyi sordum.

Neden birçok insan gibi her yıl albüm çıkarmıyorsunuz? Bu bir strateji mi, yoksa şarkıları ve kendini hazır hissetmekle alakalı bir durum mu?

- Ben şarkılar ortaya çıkmaya başladıktan, onları kaydedip sunmak istediğimden emin olduktan sonra stüdyoya girmeyi ve albüm çıkarmayı tercih ediyorum. Yani sırf albüm çıkarmak için şarkı yapmak ya da böyle bir zorunluluk hissetmek sevdiğim bir yöntem değil. Her şey kendi doğal akışında ilerlesin isterim. Bu da zaman zaman uzun aralar vermeme sebep olabiliyor.

Bugüne dek kendinizle ilgili duyduğunuz en haksız eleştiri neydi?

- Zaman zaman olur öyle şeyler, normaldir. Ben eleştiriye de, övgüye de eşit mesafede durmaya çalışırım. Bu sebeple de herhangi biri, “Haksızlığa uğradım” ya da “Ne kadar da harika bir durum” gibi şeyler hissetmeme sebep olmaz.

Feminist misiniz?

- ılk albümümden beri bu konunun altını çizmeye çalıştım zaten. Rock müzik son derece erkek egemen bir alan, bu yüzden müzikle konuşabilmeyi daha çok seviyorum. Ve her türlü ayrımcılığa karşı olduğum gibi kadın-erkek ayrımcılığının da karşısındayım.

GEÇMİŞE TAKILIP KALAN BİRİ DEĞİLİM

Rock müziğin son dönemde çok daha geniş kitlelere ulaşması hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Çok seviniyorum tabii... Açıkçası bazı dengelerin yerine oturmaya başladığını düşünüyorum. Bazı önyargıların ortadan kalktığını görmek güzel. Benim öğrencilik yıllarımda rock müzikle ilgili önyargılar o kadar fazlaydı ki, gelinen noktayı en azından bu sebeple büyük memnuniyetle karşılıyorum.

Türkiye'de kendi müzik türünüzde çok ileridesiniz. Kendinizi bazen orada yalnız hissediyor musunuz?

- Bütün samimiyetimle söylemeliyim ki; kendimle ilgili bu tip değerlendirmelere girmem asla... Ben sadece çok sevdiğim bir şeyi; kıymet vererek, her anının tadını çıkararak, tembellik yapmadan, heyecanımı yitirmeme sebep olabilecek faktörleri ortadan kaldırmaya çalışarak, çok istediğim için hayata geçiriyorum. Bu yaklaşımımın sonuçları şimdiye kadar beni mutlu etti. Bundan daha kapsamlı değerlendirmelere hiç girişmedim.

Yılların size kazandırdıkları mı, yoksa kaybettirdikleri mi daha fazla?

- Elbette zaman geçtikçe bazı şeyler de yitip gider, bu gerçeği olduğu gibi kabullenmek gerek. Ancak konsantrasyonu buna yöneltmek yerine yıllar boyunca yaşadıklarınızdan kendinize nasıl bir tortu kaldığı fikrine yönelmek, böyle düşünmeye çalışmak daha umut verici ve eğlenceli. ınsan olarak da, müzisyen olarak da bir sürü tecrübe edindim ve en önemlisi bu tecrübeleri ihtiyacım olduğunda değerlendirebilmeyi öğrendim. Yapı olarak da geçmişe takılıp kalabilecek biri değilim. Bu yüzden ne kaybettim ve ne kazandım arasındaki dengeyi zamana bırakmak galiba daha iyi...

MÜZıK TÜRLERı KONUSUNDA ÖNYARGILARIM YOKTUR

Rock müzik dışında bir tarzda veya başka birinin şarkısını söylemeyi hiç düşündünüz mü?

- Bazı özel projelerde zaten o tarz çalışmalarım oldu. Albümlerde genellikle kendi şarkılarımı kullanmayı tercih ediyorum. Çünkü aradan yıllar da geçse onlar benim içimden çıkmış şeyler ve bu sayede sıkılmıyorum, yabancılaşmıyorum. Ama bu yaklaşımım başka birinin şarkısını söylememe engel değil. Dinlemeyi de, söylemeyi de çok sevdiğim harika şarkılar var. Zaten müzik türleri konusunda da önyargılı değilimdir. Güzel şarkı, türü ne olursa olsun güzel şarkıdır bence...

Sizin için “Sanat bir din olsaydı, şebnem Ferah o dinin elçisi olurdu” deniyor. Bu kadar iddialı bir cümle size ne hissettiriyor?

- Oldukça kocaman bir cümle olmuş... Böyle şeyler duyduğumda ilk yaşadığım duygu utanma-çekinme oluyor. Ben müziği çok seviyorum. şarkı söylemeyi her şeyden daha çok seviyorum. ınsanlarla müziği paylaşmanın, bir müzisyenin alabileceği en güzel hediye olduğunu düşünüyorum. Bütün bunları yaparken de özenli, titiz olmaya çalışmak, istesem de, istemesem de yapımın bir parçası. Başka ne diyebilirim gerçekten bilmiyorum...

ADIMA DERGİ ÇIKARMALARI GERÇEKTEN GURUR VERİCİ

Hâlâ amatör ruhunuzu koruyabiliyor musunuz, yoksa zaman içinde insan profesyonelleşiyor mu?

- Benim profesyonellikten anladığım; tecrübelerinizi bir zeminde değerlendirmeye başlayabilmek, bunlardan faydalanabilmek, çözüm üretebilmek gibi şeyler ve evet zaman içinde bunların hepsi yaşanıyor. Ancak bunlar “müzik yapmak istemenize” sebep olacak şeyler değildir, işte o ancak amatör ruhtan, hayattan ilham alabilme kapasitenizden gelir. Ve yıllardır en çok uğraştığım şey, bu tarafımı kaybetmemeye çalışmak oldu. Çünkü o ruhu kaybettiğinizde istediğiniz kadar profesyonelleşmiş olun, canınız bir şey yapmak istemeyecektir.

Sizin için çıkarılmış şebokolik diye bir dergi var. Sanırım daha önce kimse için böyle bir şey yapılmadı. Varsa da ben duymadım...

- Bu dergiyi ne kadar özenli ve titiz bir şekilde çalışarak çıkardıklarını bilseniz, daha da şaşırırsınız. Elbette çok hoşuma gidiyor, onore oluyorum. Bu tip çalışmaları kendi iradeleriyle, istedikleri için yaptıklarını düşünüyorum. Yeri gelmişken; bu ve benzeri tüm çalışmalar için dinleyici arkadaşlarımıza hem kendim hem de grup arkadaşlarım adına teşekkür ederim.

Yeni klip “Eski” adlı şarkınıza geldi. Nasıl seçtiniz o şarkıyı?

- “Eski” baştan beri tüm çalışma arkadaşlarımın en favori parçasıydı. Benim içinse bir süre sonra fark kalmıyor. Çünkü hepsini çok severek kaydediyorum zaten.

Günümüz şartlarına baktığınızda, mütevazı olmak bir eksiklik mi, yoksa artı mı, ne dersiniz?

- Gerçekten mütevazı biri, kazanımlarını ya da eksikliklerini düşünerek yaşamaz bence. Sanırım bir yapı ve bakış açısı meselesi bu ve önemli olan sizin içinizde neyi doğru hissettiğiniz.


HAYAT İNSANI GÜÇLENDİRİYOR

Sevdiğiniz birçok insanı kaybetmişsiniz; ölümler, ayrılıklar... Daha mı güçlendiniz yoksa daha mı kırılgansınız şimdi?

- Bunlar hepimizin yaşadığı ya da yaşayacağı şeyler. Ölümleri kabullenmek elbette kolay değil, çok kısaca anlatılabilecek bir konu da değil. Ancak hayatın parçası. Hayatın öyle garip bir dengesi var ki siz isteseniz de istemeseniz de devam ediyor. Ve zaman içinde siz de daha çok güçleniyorsunuz. Kırılganlığa gelince; ben zaten kırılganlığın sonradan ortaya çıkan bir şey olduğuna inanmam, belki bazı faktörler sebebiyle artıyordur ama bence herkes biraz kırılgan, biraz hassastır.


BU TURNE ASKERİ DİSİPLİN GEREKTİRİYOR

Yaklaşık bir aydır Fanta Gençlik Festivali'yle turnedesiniz.

- Aaaah, elbette çok yorgunuz ama bu tatlı bir yorgunluk, çünkü ekip olarak konser vermeyi, turnede olmayı çok seviyoruz. Festival genel olarak çok güzel geçti, hem çok eğlendik hem de binlerce müzik dinleyicisiyle buluştuk. Anılar kısmına gelince; elbette bazı komik anlarımız var ama bu kadar uzun ve arka arkaya konser olan bir turneyi hastalık falan olmadan geçirebilmek için neredeyse askeri bir disiplin gerekiyor. Sürekli iklim farklılıkları, sürekli yolculuk yapmak, sürekli “Her şey yolunda gidecek mi” duygusu, e biraz da stres ve üstüne performans yapmak kolay değil.


KAYNAK: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15411939&tarih=2010-07-26

Pazartesi, Ocak 25, 2010

Bu ülkede müzik yapmayı seviyorum

24 Ocak 2010 Pazar, 12:01

Can Kırıkları’ndan yaklaşık beş yıl sonra Benim Adım Orman albümüyle hayranlarının karşısına çıkan Şebnem Ferah, ‘yurtdışına açılma’nın her sanatçının hayali olduğunu ama bunun için o ülkede yaşamak gerektiğini söylüyor ve ekliyor; “Ben bu ülkede müzik yapmayı çok seviyorum, bunu üstüne basa basa söylemeliyim!”

Benim Adım Orman isminin çağrıştırdığı gibi bir sakinliğin mi yoksa karmaşanın şarkılarını mı barındırıyor?

Uzun beklentiler sonucu bir materyal dinlendiği zaman ilk yargıların zaman zaman eksik kalabileceğine inananlardanım. Bu albümün içinde çok dingin bir iki tane parça var. Ama buna ek olarak Mahalle ve Merhaba gibi benden duymaya çok alışkın oldukları tansiyonda parçalar da var. Bu aslında biraz her türlü şarkıya ev sahipliği yapan bir albüm oldu. Yani ne dingin deyip özetleyebilirim, ne de çok sert olduğunu söyleyebilirim.

Albüme girecek şarkıları nasıl belirliyorsunuz?

Evimde kaydettiğim sistemde bir gün uyuyup ertesi gün dinlerken bana bir gün önceki kadar heyecanlı, etkileyici geliyorsa çok fazla düşünmeden, tartmadan yani daha doğrusu hesap kitap yapmadan o parça albüme giriyor.

ORTAK BEĞENİMİZDİ

Ya albümü müzik marketlerin raflarında gördüğünüzde...

Elbette son çalışmam olduğu için ben ve albümüm arasında hala çok çok derin bir bağ var, uzaktan bakmama engel olacak kadar. Stüdyoda uzun vakitler geçirildiği zaman o parçaların neredeyse organlarına kadar hakim olursunuz. Yani normal kulakla dinleyebilmeniz için azıcık vakte ihtiyaç olur. Ben daha yeni yeni o vakte yetişiyorum.

Yalnız’ı çıkış şarkısı olarak seçmenizdeki etken neydi?

Stüdyoda parçaları kaydettikten ve miksledikten sonra benim için aslında herhangi bir fark olmuyor. Önemli olan albümün geneli hakkında bir fikir vermesi. Ancak bir albümü tamamladıktan sonra o albümün tüm taraflarının bir araya gelip dinlediği bir süreç oluyor. O esnada hepimizin ortak beğenileri daha çok Yalnız’dan yana olunca Yalnız’a yapmaya karar verdik.

Şarkı yapma yeteneği geliştirilebilir bir şey mi?

Geliştirilebilir bir şey çünkü çok fazla hazırlanıyorsunuz. O anlamda bir yatırım yapıyorsunuz kendinize. Kendinizi eğitmeye, geliştirmeye, müzik anlamında kendinizi genişletmeye çalışan bir tarafınız varsa bir müzisyen olarak, elbette yeni bir şeyler öğreniyorsunuz ve bunlar da yaptıklarınıza yansıyordur.

Yine bir konser DVD’si istiyorum

Bir önceki albümden bu yana yaklaşık 4 buçuk yıl geçti. Arada da çok güzel bir DVD yayınlamıştınız. Yine böyle bir DVD çalışması yapacak mısınız?

Bir kez daha o DVD gibi özellikle akustik bir konseri görsel olarak da, işitsel olarak da kaydedeceğim bir projeyi daha yapmak istiyorum. Hemen yakın gelecekte değil ama konser kaydı olarak planlarım arasında ilk olarak o var.

Planlarınızda yurtdışına açılma ya da İngilizce albüm yapma düşüncesi var mı?

Bunu kim istemez! Ancak bunun için oralarda yaşamak gerekiyor. Ben bu ülkede müzik yapmayı çok seviyorum, bunu üstüne basa basa söylemeliyim. Ama ne zaman böyle bir her şeye aralık verip gidip orada bir iki yıl hiçbir şey düşünmeden yaşayıp, gerçekten orada insanların nelere güldüklerini nelere ağladıklarını bilmek gerekiyor. Bunu kendi ülkem için hissedebiliyorum ve söz yazan biriyseniz bunun biraz da olsa gerekli olduğunu düşünüyorum.

Eurovision için yıllardır isminiz geçiyor, hiç böyle bir isteğiniz oldu mu?

Şimdi iki tarafı var bu konunun. İsminiz geçince garip bir şekilde sorunun “Acaba yapmalı mıyım?” diye düşünürken buluyorsunuz kendinizi. İsmimin geçtiğine bende şahit oldum birkaç kez. Bu konuyla ilgili benim geçmiş yıllarda aldığım bir teklif oldu zaten. O zaman hem takvimimizin pek müsait olmaması sebebiyle, hem de benim biraz düşünme sürem oluyor bunları konuşurken. Henüz müzikal yolculuğuna profesyonel olarak adım atmamış bir sürü müzisyen genç arkadaşlarımız da var ve aslında genel olarak o arkadaşlarımızın arasında yapılan bir yarışma bu... Belki de onların katılmasının biraz daha doğru olduğunu düşünüyorum.

KAYNAK: http://www.stargazete.com/pazar/bu-ulkede-muzik-yapmayi-seviyorum-haber-239997.htm ve www.sebnemferahclub.com

Etiketler: ,

Cumartesi, Ocak 23, 2010

Eurovision'u müzikle bağdaştıramıyorum

Son albümü “Benim Adım Orman”la hayranlarının yüzünü güldüren Şebnem Ferah, konuk olduğu MTV Exclusive programında Eurovision'u müzikle bağdaştırmadığını ve bu konuda kendisiyle çatıştığını söyledi.

ŞEBNEM FERAH FOTOĞRAFLARI

Genel yargı, yeni albümünün öncekilere oranla daha sakin olduğu yönünde. Bir dinginlik söz konusu mu hakikaten?

Ben ilk yargıların zaman zaman eksik kalabileceğine inananlardanım. Bu albümün içinde çok dingin bir iki tane parça var. Ama buna ek olarak “Mahalle” gibi, “Merhaba” gibi benden duymaya alışkın oldukları tansiyonda parçalara da yer verdim. Bu aslında her türlü şarkıya ev sahipliği yapan bir albüm oldu. Yani ne dingin diye özetleyebilirim ne de çok sert olduğunu söyleyebilirim.

Albümü eline aldığında sen ne hissediyorsun? Müzikal yolculuğunda nerede duruyor “Benim Adım Orman”?

- Son çalışmam olduğu için benimle bu albüm arasında hâlâ çok derin bir bağ var. Uzaktan bakmama engel olacak kadar... Stüdyoda uzun vakitler geçirdiğinizde o parçaların neredeyse organlarına kadar hakim olursunuz. Yani normal kulakla dinleyebilmeniz için biraz vakte ihtiyaç olur. Ama müzikal yolculuğumun tatlı bir yerinde duracağını hissediyorum.

KONSER DVD'SİNİ REKOR KIRMAK İÇİN ÇIKARMADIM

Kendi şarkılarını yapıyorsun ve senin hikayen bir yerde senden çıkıp bizlerin hayatına giriyor. Peki kendine sakladığın şarkıların, hikayelerin var mı?


- Kendime sakladığım demeyelim de... Ben parçaları belirlerken bir albüme girecek mi yoksa girmeyecek mi diye bakıyorum. Kendi evimde kaydettiğim sistemde ertesi gün tekrar dinlerken bana bir gün önceki kadar etkileyici geliyorsa, o şarkı, üstünde çok fazla düşünmeden, tartmadan albüme giriyor. Ama eğer etkilenmiyorsam, o zaman girmiyor.

İlk albümden bu yana çok zaman geçti ve hep kendi şarkılarını söyledin. şarkı yapma yetisi geliştirilebilir bir şey mi?

- Ne yeni albümleri öncekilerle kıyaslarım, ne de yeni şarkıları eskileriyle... Fakat büyüyorsunuz, gelişiyorsunuz, değişiyorsunuz, etrafınızdaki koşullar değişiyor. Hâl böyleyken her parçayı, her albümü kendi döneminin koşullarında değerlendirmeyi tercih ediyorum. Kendinizi eğitmeye, geliştirmeye, müzik anlamında kendinizi genişletmeye çalışan bir tarafınız varsa bir müzisyen olarak, elbette yeni bir şeyler öğreniyorsunuz ve bunlar da yaptıklarınıza yansıyordur.

Bundan önceki albümden bu yana yaklaşık dört yıl geçti. Arada da çok güzel bir DVD çıkardın. Türkiye'nin en çok satan Türkçe konser DVD'si oldu. Tekrar böyle bir işe soyunur musun? Kendi rekorunu da egale etmen gerekiyor...

- Estağfurullah, o benim herhangi bir rekor ya da iddia ile yaptığım bir iş değildi. ıleride akustik bir konserimi de aynı şekilde piyasaya sürmek istiyorum. Konser kaydı olarak planlarım arasında ilk o var.

YURTDIŞINA AÇILMAK İÇİN ORALARDA YAŞAMAN GEREK

Hiç “Pılımı pırtımı toplayıp yurtdışına gideyim, İngilizce albümler yapayım” dediğin oluyor mu?


- Kim sadece ulusal sınırlar içerinde kalmak ister ya da kim bu sınırları genişletmek istemez? Ama bunu yapmak için de orada yaşamak gerek. Bir iki yıl hiçbir şey düşünmeden yaşayıp, gerçekten orada insanların nelere güldüklerini, nelere ağladıklarını öğrenmelisiniz. Özellikle söz yazan biriyseniz bunun gerekli olduğunu düşünüyorum. Oysa yaşımız ilerledikçe sorumluluklarımız artıyor, kendimize dair bazı bağlılıklarımız olabiliyor.

Eurovision için yıllardır ismin geçiyor, hayranların bunu çok istiyor, ama tam olarak senin cevabını bilmiyoruz. İşin aslı astarı nedir?

- Şimdi iki tarafı var bu konunun... ısminiz geçtiğinde garip bir şekilde “Acaba yapmalı mıyım?” diye düşünürken buluyorsunuz kendinizi. Açıkçası bunun için geçmiş yıllarda aldığım bir teklif de oldu zaten. O zaman hem takvimim pek müsait değildi hem de düşünmeye ihtiyacım vardı. Sanırım sorun Eurovision'u müzikle o veya bu şekilde pek bağdaştıramamamla ilgili... Bir taraftan buradaki müzikseveri memnun etmeyi istiyor, diğer yandan kendimle çatışıyordum. O yüzden teklifi kabul edemedim. Henüz müzikal yolculuğuna profesyonel olarak adım atmamış birçok genç müzisyen arkadaşımız var ve aslında genel olarak bu yarışmanın o arkadaşlar arasında yapılması gerek. Ben bunun daha doğru olduğunu düşünüyorum.

KAYNAK: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=13545020&tarih=2010-01-22

Etiketler: ,

Salı, Ocak 12, 2010

Ormandık kül olduk, insandık kul olduk

“Bir tarafta siyaset var, bir tarafta insanların günlük hayatta ürettikleri ya da üretemedikleri bir ahlak. İstediğin kadar yasa koy, yürütmeye çalış, yargı istediğin kadar iyi çalışsın, insanın hamurunda geliştirebildiği bir ahlak anlayışı değil de, klişe bir ahlak anlayışı olursa, yarına bırakabilecek bir şeyimiz kalır mı?”


09/01/2010

Bir teneffüs sonrası 'Benim Adım Orman' adlı albümüyle içinden geçenleri en hakiki makamdan anlatmaya devam ediyor Şebnem Ferah. Bugün Bostancı Gösteri Merkezi'nde dinleyiciyle ilk buluşma öncesi, ona 'Şebocuğum' kadar yakın biri sordu soruları...


BANU GÜVEN
(Arşivi)

İlk albümüyle bende merak uyandırmıştı, üç yıl sonra kanepede oturmuş ‘Artık Kısa Cümleler Kuruyorum’u dinliyordum. ‘Bugün’ü dinlerken kıpırdayamamıştım yerimden. Bu ne kadar samimi,

ne kadar güçlü, ne kadar naif, ne kadar hakiki, ne kadar güzel bir anlatımdı. Karşımda hassas bir yürek ve pırıl pırıl bir zihin vardı.

O bana dokunmuştu. Aradan yıllar geçti, yollarımız kesişti ve bu kez gerçekten birbirimize dokunduk, arkadaş olduk.

Arkadaş olduktan sonra sadece bir söyleşi yapmıştık. Konser DVD’si çıktığında NTV’de, canlı yayında. Çok güzel olmuştu, ama bir DVD’nin yapılışı üzerine konuşmak farklıydı, bu farklı: Arkadaşımın ta karnından çıkan hisleri, sözleri, müziği konuşmak, bunu sadece iki arkadaşın sohbeti değil de, başkalarının da tanık olacağı bir sohbete dönüştürmek... Aslında arkadaşlar konuşmadan da anlaşır, üstelik biz şarkıları öyle parçalayıp bölmeyiz, ameliyat etmeyiz. Ama merak etmeyin, burada da yapmadık zaten. Ben arkadaşım Şebo’nun kendini sizlere anlatmasına aracı oldum.



Şebo’cuğum, son dört buçuk yıl nasıl geçti? Bu şarkıları nasıl biriktirdin?

Müzikle uğraşıyorsan, her sosyal ortamda bünyenin bir kısmı sanki sünger gibi çalışıyor. İçimde bir şeyleri kıpırdatacak durumları zihnim kaydediyor. Belirlenmiş bir zamanda masa başında çalışmak yöntemim değil. Uzun geçmişi oluyor bana ilham veren birçok şeyin. Böyle olunca, bir parça daha kısa sürede de ortaya çıkabiliyor. İçimde hamurlaşmış fikrin, gitarımı elime aldığımda artık neredeyse benden bağımsız bir şekilde bir parça haline dönüşmesi söz konusu. Söz, müzik birleşiyor ve ortaya üçüncü bir anlam çıkıyor. Ortaya çıkanı kaydettiysem, ertesi gün dinlediğimde bana bir gün önce yaşattığı duyguyu veriyorsa, o zaman artık ona bir parça gözüyle bakabiliyorum.



‘Benim Adım Orman’, albümdeki fikirleri çok güzel anlatan bir başlık. Daha stüdyoya girmeden söylediğinde de aynı şeyi düşünmüştüm, şarkıları dinlediğimde emin oldum. Hem senin en başında ‘Merhaba’ diyerek çağırdığın her kim varsa içine alan bir orman gibi bir insan olmayı, hem de Nazım Hikmet’in dizelerini hatırlatıyor. ‘Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine’...

Bu ülkede yaşayıp onun şiirlerinden ve cümleden etkilenmemek, ilham almamak mümkün mü? Diğer yandan orman anlatım olarak ‘Sigara’dan beri aklımda. Onun da B bölümünde, “Aklımdan geçen sözler, kalbimden gelen sesler, hepsi bir orman oldu, bir kibritle yok oldu” diyordum. O albümün arkasından ‘Kelimeler Yetse’yi yaptım, ‘Can Kırıkları’nı yaptım, aradan 10 sene geçmiş.



Seni dinlerken hep “Metaforun gücü bu” diyorum. Hatta aklıma ‘Il Postino’da Pablo Neruda’nın şiir yazmaya çalışan postacısına “Metaaforee...” demesi geliyor hep. Seni dinlerken aşka gelince ben de kendi kendime “Metaaforee...” diyorum!

İçimden böyle çıkıyor. Bazen bazı şeyleri daha net söylemek istediğim de oluyor ama, diyorum ki “Zaten bunu konuşurken yaparsın, şimdi şarkı yazıyorsun”. Bu ifade şekli daha estetik. Zaten içimde büyüyen duygularla o kadar arkadaş oluyorum ki, sonunda ne diyeceğimi fazla tartmadan onlar şarkı haline geliyor.



İnsanlarda hep bir aşk şarkısı ve hikâyesi arayışı var sanki. Bu albümde o ne kadar var?

Aslında aşkı en az anlattığım albüm bu. Doğru, benim bu mesele için koskoca bir albüm yaptığım da oldu geçmişte, aşk şarkısı yapmak da kötü değil bence. Yastığa başını koyduğunda hep görmeyi istediğin, çok özlediğin birileri vardır. Hayat devam ettiği sürece aşk da temel bir şey. Ama bu öyle bir albüm değil. Zaman içinde şunu gördüm. Önyargılar ya da hızlıca yargılama ihtiyacı, insanları içerikten çok uzaklaştırabiliyor. Bir şarkıda kaybetmek lafı geçiyor diye, birini kaybeden kadın noktasına taşımak konusunda çok acele edilmemeli bence.



İlk video klibini de ‘Yalnız’a çektin, çok sevindim. Ben şarkıyı stüdyoda ilk dinlediğimde “Titreyen çenende dünya devrilmiş” dediğinde titremiştim. ‘Yalnız’ nasıl çıktı?

İnsanlar vardır, yakınımızda da olabilirler, onlara yolda yürürken, bir bankta otururken de rastlayabiliriz. Yüzündeki çizgilerden görmüş geçirmişliğini hissedersin. Buna rağmen döner sana “Merhaba” der, sen “Nasılsınız” dersin, şanslıysanız aranızda sohbet başlar. Fark edersin ki hayata neler sığdırmış, ama hâlâ bağını koparmamış. O gün belki onun için ritüel olan o banka gidip oturmuş, belki güzel havanın tadını çıkarıyor. Belki oradaki çoluk çocuğun sesini dinlemenin, hayatta olmanın, nefes almanın tadını çıkarıyor. Böyle biriyle sohbet ettiğinde kendini o kadar küçücük, o kadar günlük şeyleri dert ederken ve aslında insanların neler yaşadığını fark ederken buluyorsun ki... O adam belki 50 yıllık hayat arkadaşını kaybetmiş oluyor, canı ciğeri 50 senedir yastığa başını birlikte koymuş. Hayatta kayıplar yaşarsın, bir sırası vardır aşağı yukarı, ama hayat ilerlerken akranın olanları da kaybetme korkusu geliyor insana, ailende kayıplar yaşamaya başladığın zaman. Belki yaş aldığım için böyle şeyleri çok düşünmeye başladım. Gerçekten tüylerim diken diken oluyor. Yaş almış birilerinin hayatla bağlarını koruyabilmesine hayranlık duyuyorum. Bu bir tarafı, bir diğer tarafıysa, nakaratları düşünecek olursan, kimi kaybettiğimiz, kimi hâlâ hayatta olan, hayatını üretkenliğe adamış insanlar var. Belki bir sanat dalıyla uğraşıyor, belki bir memur, ama hayatı boyunca o işi çok iyi yapmış, birileri hayattan daha çok zevk alsın ya da daha kolay yaşasın diye uğraşmış insanlar. Bunu sürekli sorgulayarak ya da böbürlenerek değil, doğal göreviymişçesine naif bir duyguyla yapıyorlar. Bunun değerini unutur olduk gibime geliyor. Birilerinin kendi hayatlarındaki iniş çıkışlara rağmen, gerçekten sıradan bir gün için özlem duyarken, başkaları için emek harcamaktan vazgeçmemesi çok özel bir durum değil mi? Belki şarkı sözü yazmak için flaş bir konu olmayabilir, ama benim son zamanlarda giderek daha çok takdir ettiğim bir durum.



Albümün çimentosunda bir iyimserlik var ama mesela ‘Serapmış’ta kişisel, ‘İnsanlık’ ve ‘Uçurtma’da toplumsal bir serzeniş var.

Hayatı kabul etmek, kayıplar yaşamak bununla ilgili sorgulama ihtiyacının olmadığı anlamına gelmez ki. Bu işin olabilir, bir yakınını kaybetmek olabilir, senin için insanlığa dair çok değerli bir fikrin ortadan kalktığına tanıklık etmek olabilir, bütün bunların toplamı da olabilir.

‘İşte İnsanlık’ta da yine ormana çıkıyoruz.

Ormandık kül olduk, insandık kul olduk...



Ben ‘İnsanlık’la ‘Uçurtma’yı bir arada hissediyorum. Ve sen bu meseleleri anlatırken herkesin kalbine dokunacak bir dil kullanmayı tercih ediyorsun.

Hem ‘Uçurtma’da, hem ‘İnsanlık’ta anlatılanlar daha sivri, daha politik bir tavırla anlatılabilir, daha sloganvari olabilir. Ama şarkı söz konusu olduğunda, bu benim tercih ettiğim bir yol değil. Bir tarafta siyaset var, bir tarafta insanların günlük hayatta ürettikleri ya da üretemedikleri bir ahlak. İstediğin kadar yasa koy, yürütmeye çalış, yargı istediğin kadar iyi çalışsın, insanın hamurunda geliştirebildiği bir ahlak anlayışı değil de, klişe bir ahlak anlayışı olursa, yarına bırakabilecek bir şeyimiz kalır mı? Şarkı yazarken daha politik ifadeler kullanmanın şöyle bir faydası olabilir: Bazı şeylerin adının konulması bu hissiyata sahip olmayanların, olan biteni daha fazla ve hızlı fark etmesine yardımcı olabilir. Ama bunları bu kadar net cümlelerle anlatmak bana sıradan geliyor, sanatsal olarak kendi çözüm önerimi sunabilmeyi seviyorum. Herkesin elini üzerine koyabileceği bir vicdan vardır. Bundan daha gerçek bir şey var mı hayatta?



O ahlak için gerekli olan da ‘vicdan’. Onu da ‘Uçurtma’da söylüyorsun. Şu dizeler gözümden kaçmadı: “Kaldırımda bir güvercin, birden yüz üstü yere uzandı”. Hrant bu.

Evet, o iki dizeyi tamamen onu düşünerek yazdım.

‘Uçurtma’nın albümün son şarkısı olması da anlamlı bence. “Ben en güzel şarkımı henüz yazmadım” diyorsun ya, bütün bu karanlığın içinde umut dile getiren bir söz. Ben herkes bunu böyle anlasın isterim.

Ben de öyle isterim. Ama bu konuda çok aceleci değilimdir. Zaman içinde her şeyin yerine oturacağını düşünüyorum. Biz bir şeyleri algılamak için vakit ayıran, bir şeyleri kazanmak için emek sarfeden kuşağın son çocuklarıyız. Bir duruma yalnızca tanıklık etmekle, algılamak arasındaki önemli farkı tekrar hatırlayabilmek önemli. Algı bilgiye yaslanır, bilgi emeğe yaslanır, emek zamana, sabıra, istekliliğe yaslanır. Bunlardan bahsettiğinde enayi yerine bile koyulduğun oluyor artık. Bunlar bizim insan gibi hissetmemize yardım eden şeyler bence. Kaybetmemek taraftarıyım, unutuluyorsa hatırlatabilmek taraftarıyım, beş kişiye bile üç dakikalığına hatırlatabiliyorsam kendimi iyi hissediyorum.

Hatırlatıyorsun Şebo’cuğum, hatırlatıyorsun.



Düne kadar mahrem olanlar

Şebo’yla, Bostancı Gösteri Merkezi’nde bu akşam verilecek konsere beş gün kala, final provayı yaptıkları sahnede de buluşuyoruz. İki haftadır günaşırı 6-8 saat süren provalardan sonuncusu bu. Saat neredeyse 10 ama çalışmaya devam... Fondaki zarif perdede yeni albümün görsel malzemesi akıyor. Bazen müzik ve sözlere cevap verecek hareketlilikler de var sahnede. Şebnem şarkı söylerken arkasında olan bitenin de farkında. Ben bazen arkasında da gözleri var mı, diye düşünürüm. Mesela sokakta birilerinin telefonla yaptığı korsan video çekimini arkası dönük bile olsa, anında yakalar. Sahnede de “Perdeye düşen görüntünün odağı yerinde mi?” diye soruveriyor. Onun bu titizliği bende hayranlık uyandırır hep, ama ona göre zaten yapılması gereken bu, onun için ancak böyle bir anlam bütünlüğü çıkıyor.

O sahneden ve albümden zevk almamızı sağlayanlar arasında Ozan, Buket, Metin, Aykan da var. Konserlerde Ceren de onlara katılıyor. Ve tabii ki albümün prodüksiyonunda Tarkan Gözübüyük.

“Beraberliğimiz ilk albümden itibaren sahnede başladı. Tarkan 20 yıllık arkadaşım. Her şeyin neredeyse iki yılda tamamen değiştiği bir ülkede birliktelikleri uzun yıllar koruyabilmek mucize gibi. Müzikal olarak da birbirimizi o kadar iyi anlayabiliyoruz ki. Mesela Metin’in herhangi bir albümde çaldığı soloyu, ilk defa duysam da hemen tanırım. Hatta onun boyundan posundan daha iyi tanıyor olabilirim. İnsan ailesini seçerek gelmiyor dünyaya, ama seçtiği arkadaşlardan ikinci bir aile oluşturabiliyor.”

“Heyecanlı mısın?” diye soruyorum. “Evet, hem de çok heyecanlıyım Banu” diyor, “Düne kadar mahrem olan şeyi bir sürü insanla ilk kez doğrudan paylaşacak olmanın heyecanı bu...”

KAYNAK: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=973623&Date=12.01.2010&CategoryID=41

Etiketler: ,

Çarşamba, Ocak 06, 2010

'En güzel şarkımı henüz yazmadım'

Türk rock müziğinin en önemli vokallerinden Şebnem Ferah, yeni albümü 'Benim Adım Orman'ı Billboard Türkiye dergisine anlattı.

SEBLA KOÇAN
ntvmsnbc
Güncelleme: 18:43 TSİ 05 Ocak. 2010 Salı

İSTANBUL - Dört yıl süren bekleyiş nihayet sona erdi ve Türk rock müziğinin önde gelen vokallerinden Şebnem Ferah, 'Benim Adım Orman' adını verdiği albümünü Pasaj Müzik etiketiyle yayınladı.
Tarkan Gözübüyük prodüktörlüğünde hazırlanan albüm, 12 yepyeni Şebnem Ferah şarkısından oluşuyor. Ekipten dinlemeye alıştığımız güçlü altyapılar, Ferah’ın incelikli kaleminden yazılanlarla birleşiyor ve bu kez daha sert ama sakin bir Şebnem Ferah albümü sunuyor meraklı kulaklara.
Bir önceki albümünüz Can Kırıkları’nı “Hoşçakal”la kapattınız, Benim Adım Orman’ı ise “Merhaba”yla açtınız. Şarkıyı dinlerken sizden hiç vazgeçmeyen Şeboist’lere selam etmişsiniz, sanki bu şarkıyla onlara “Merhaba” demişsiniz hissine kapıldık. Yanılıyor muyuz?
Şarkının sözel olarak farklı noktalara dokunduğu bölümler olsa da, özellikle B ve nakarat bölümlerinde onları düşündüğümü, konserlerde “Merhaba” demek için sabırsızlandığımı söylemek ve böyle bir sonuca varmak çok yanlış olmaz sanırım.
Albüm kapağında yüzünüz şehre, şehrin ışıklarına dönük ama siz kocaman, büyülü bir ormandasınız. Gerçekten şehrin tüm bu keşmekeşinden kaçabildiğiniz büyülü bir ormanda mı yaşıyorsunuz?
Kendi başıma yaşamaya başladığımdan beri şehrin göbeğinde oturduğum da oldu, biraz daha sakin bölgelerde de... Bazen sükunete ihtiyacı olur insanın, bazen de kalabalığa. Her ikisini de seviyorum ve ihtiyaçlarım ne yöndeyse onu seçiyorum, tabii eğer seçme şansım varsa...
Bir de sizi Peter Pan’in Tinkerbell’ine benzettik. Güçlü, hayat dolu ama bir o kadar da kırılgan; kocaman kanatlı bir peri kızı... Ama bir yandan da kayıp ruhlara yol gösteriyor... Çok tatlı bir benzetmeymiş, teşekkür ederim. Kendimi, bazen beni bile şaşırtacak kadar güçlü hissettiğim durumlar ve zamanlar da oluyor, kendi kırılganlığımdan yorulduğum durumlar ve zamanlar da... Kendimi bildim bileli böyleyim ve bu bende herhangi bir karmaşaya sebep olmaz, idare ediyorum. Ama başka ruhlara yol gösterme durumu asla bilerek yelteneceğim bir şey değil. Herkesin kendi tecrübelerini kendisinin yaşaması en güzel yol bence.
BİRÇOK HİKAYEYİ BARINDIRAN BİR ALBÜM
Benim Adım Orman. birçok hikayeyi birden barındırıyor. Bir önceki albümle Benim Adım Orman arasında hayata bakışınızda değişiklik oldu mu?
Can Kırıkları albümündeki çoğu şarkı insan olmaya dair var olan birçok duyguyu anlatmaya çalıştığım bir albümdü. Dolayısıyla Benim Adım Orman da bu duyguların devamı niteliğinde, söylediğiniz gibi birçok hikayeyi barındıran bir albüm. Her gün hayata bakışımızı etkileyecek yeni şeyler oluyor, bir şeyler tecrübe ediyoruz, bazı önceliklerimiz değişebiliyor, bazı şeyler daha anlamlı gelmeye başlayabiliyor. Hiçbir zaman “bugünden itibaren şöyle biri olacağım” diyemem ben, ama her gün yeni biri olursunuz çünkü dün yeni bir şeyler öğrenmişsinizdir. Bütün öğrendikleriniz de sizi daha güçlü biri haline getiriyor sanırım.
“Ateşe Yakın” ölümü mü anlatıyor? Şarkının bir hikayesi var mı?
Doğrudur, evet var ama yanlış anlamazsanız dillendirmemeyi tercih ederim.
Albümün belki de en karanlık şarkısı, “Serapmış” Burada hayal kırıklığına uğramış bir kadın, üzüntüsünü caddeye, asfalta akıtıyor. Buradan mutsuzluklarınızı şehirle kodladığınız çıkarımında bulunabilir miyiz?
İnsanın bütün mutsuzluklarını tek bir şeyle kodlaması mümkün değil galiba, hayatta insanı tetikleyen çok şey oluyor, bunlarla başa çıkmak için herkesin ayrı yöntemleri vardır sanırım. Ama ne olursa olsun içimde beni güçlü olmaya, çabalamaya iten bir şeyler var söylediğiniz gibi...
İSTANBUL’U ÇOK SEVİYORUM
“Uçurtma”da “Ben en güzel şarkımı henüz yazmadım” diyorsunuz... Peki hiç “Keşke hiç söylemeseydim” dediğiniz bir şarkınız oldu mu?
“En güzel şarkımı henüz yazmadım” fikri benim hep çok hoşuma gidiyor, umut dolu olmamı sağlıyor; dikkatinizi çektiği için memnun oldum. Bana biri “En sevdiğin şarkın hangisi?” diye sorunca hep aklıma bu geliyordu, ben de en sonunda şarkıda da söyledim. Ama en az sevdiğim şarkı hangisi inanın bilemem, öyle bir yaklaşımım da yok galiba. Hepsinin benim için temsil ettiği duygu halleri, hatıralar var.
Dört yıl içinde sandıkta birçok şarkı birikmiştir... İçlerinden 12 tanesini albüme aldınız. Seçimi nasıl yaptınız?
Albüm için çalışırken bazen yıllar önce yazdığınız bir cümle ya da melodi de size yol gösterici olabiliyor. Benim garip bir çalışma yöntemim var. Her gün hafızamıza bazı şeyler kaydoluyor duygusal olarak. O duygulardan ağır basanlar sizinle birlikte yaşamaya devam ediyor. Bazen daha o an, bazen bir yıl sonra, bazen 10 yıl sonra, bütün o süre içinde biriktirdiklerinizden, ilham aldığınız her detayın belki de toplamından; hızlıca bir şarkı çıkıyor. Hem çok geçmişi olan , hem de anlık ve abartılı duygu hallerinden bahsediyorum. Ve bu tip şarkıları daha çok seviyorum, albümde onları kullanmayı tercih ediyorum. Yoksa bir müzisyen olarak her oturduğunuzda bir şarkı ortaya çıkarmanız mümkün ama bu benim sevdiğim bir yöntem değil.
Albümde en kısa sürede yazdığınız şarkı hangisi?
“Benim Adım Orman”. Ama az önce de söylediğim gibi yazılma anı kısa sürse de, yazacak hissiyata geçme süresi uzun olabiliyor. İkisi farklı şeyler.
ACELECİ BİRİ DEĞİLİM
Genellikle albümleriniz arasında iki yıl bulunurdu. Bu kez dört buçuk yıl gibi uzun bir süre bekledik. Bu bekleyişin nedeni neydi?
Ben her zaman bu konuda aceleci biri olmadığımı söylüyorum. Belli bir tarih belirleyip o tarihe kadar zorla da olsa bir şeyler hazırlamak benim çalışma yöntemim değil. Kaldı ki 2005’ten 2008 yazına kadar o kadar çok konser verdik ve turne yaptık ki... Arada DVD’yi de unutmamak gerek. Yani aradaki süreyi çok dolu dolu ve tamamen müzikle geçirdim. Kendimi dinlenmiş hissetmeye başlayınca da hazırlıklar başladı. Aradaki dört buçuk yıl dışarıdan bakıldığında uzun gözüküyor, uzun da, ama bizler için her anı dolu doluydu.
Hayko Cepkin, Birol Namoğlu, Aslı Gökyokuş ve Ceylan Ertem gibi isimlerin Ferah'a sorularının da yer aldığı röportajın tamamı Billboard'un Ocak sayısında.

KAYNAK: http://www.ntvmsnbc.com/id/25040641/

Etiketler: ,

Pazar, Ocak 03, 2010

Bir yanım çocuk kaldı

Benim Adım Orman adlı altıncı stüdyo albümünü yayınlayan Şebnem Ferah ile büyümek, bitmeyen 13 yaş, 2009'un bıraktığı izler, ülke gündemi ve değişim üzerine





BÜYÜMEK ASLINDA BÖYLE BİR ŞEY

Şebnem Ferah'la röportaj yapmayı seviyorum. Önce mesleki avantajından başlayayım. Kurduğu cümleler o kadar başı sonu belli, net ve detaylı ki, yazıya dökme aşamasında neredeyse sıfır düzeltme gerektiriyor. Ne dediğini, onu niye ve nasıl demesi gerektiğini iyi biliyor. Kimilerine göre bu fazla kalıplı, köşeli bulunabilir. Ben onu da seviyorum. Ağzından tonlarca garip gurup kelime çıkan insanlar arasında birileri böyle kalmayı başarabiliyor diye. Sonra Şebnem Ferah hakiki bir insan. Ağzı ayrı, gözleri ayrı konuşanlardan değil. Elbet vardır terslikleri, solundan kalktığı günler. Fakat çeşitli vesilelerle onda bir 'eski zaman kibarlığı' olduğuna şahit olmuşumdur. Düşünceli ve iyi kalpli biri olduğunu anlarsınız. Bunlar övgü bombardımanı gibi gelebilir ama değil. Şebnem Ferah'ı biraz olsun tanıdıkça sadece çok yetenekli ve disiplinli bir müzisyen olmasının onu bugünlere getirmediğini anlayabilirsiniz. Eğer bu karakterde biri olmasaydı aynı konumda olmayabilirdi. Ya da olurdu da bu kadar sevilmezdi. (Hayranlarının seslenişiyle) 'Şebo' sevgisinin ne boyutta olduğunu anlatmak için şöyle diyeyim; niyeti olsa o kitleden bir tarikat kurdurabilir Ferah. O derece. Fan kitlesi içinde yer almayanlar da ona karşı en azından saygı duyar. Ferah da onları hiç 'aldatmaz.' Ne müzikal anlamda, ne de hal tavırlarıyla. Dinledikçe güzelleşen altıncı albümü Benim Adım Orman (Pasaj Müzik) ile tarzını bozmadan ilerlemeye devam ediyor ünlü müzisyen. Can Kırıkları'ndan beri geçirdiği dönemden bahsederken, "Çok tecrübelendim," diyor. Bu tecrübenin sadece dört buçuk yılla sınırlı olmadığını da ekliyor. Yıllar içinde biriktirdiklerinin ne manaya geldiğini daha iyi kavrayabildiği bir dönemde artık Şebnem Ferah.



- Önceki albümlerinde çok keskin ve ağır bir tema oluyordu. Aşk genelde merkezdeydi, bazen de ölüm ve hayatla muhasebe... Bu ise fırtınalı bir dönemin albümü gibi gelmedi bana. Daha serinkanlı bir hal, kabullenmişlik var. Doğru mu?

- Doğru aslında. Ama o kabullenmişliğin daha bile erken başladığını düşünüyorum. Onları dile getirmek belki sonradan oluşmuş bir şeydir. Genelde şöyle zannedilir; bir albüm yapıyorsun, konserler veriyorsun, sonra, "Yeni bir albüm yapacağım," diyorsun çalışmaya başlıyorsun ve sanki o dönemde seni ne tetiklediyse onları kaleme alıyorsun. Halbuki hayatında 15 sene öncesinden ya da belki çocukluğundan beri sana ilham veren, aklında yer etmiş ama belki şimdi manasını kavrayabildiğin şeyler de oluyor. Yaşadıklarını ya da öğrendiklerini daha ayakların yere basarak ifade edebiliyorsun.



- Büyümek değil mi bu?

- Aynen öyle.



- Peki nasıl bir şeymiş büyümek?

(Alaycı bir ses tonuyla) Bir tarafım hep çocuk kaldığı için... (gülüyor). Ama gerçek bu. Ne kadar olgun, ağırbaşlı gözükürsem gözükeyim bir tarafım cayır cayır 13 yaşında bir çocuk.



- Sende hakikaten hassas, duygusal, sanki böyle hatıra defteri dolduran, mutlaka okulda platonik aşkı olan bir kız havası da var.

- (Gülüyor) Var.



- Nereden geliyor bu?

- Bilmiyorum, yapı. Aslında şundan kaynaklanıyor olabilir: Hayatta güzel şeylerin yanı sıra karşılaması çok zor şeyler de oluyor. Benim hayatımın bir dönemi bu açıdan sert geçti. Ailevi durumlarımız oldu, kayıplarımız oldu, öncesinde devam eden sağlık sorunlarımız vardı. Onlarla baş başayken sağlığını korumak için kendine içinde mutluluk bulabileceğin bir alan yaratıyorsun. Artık bu çocukça bir taraf oluşturmak mı, bir çeşit savunma mekanizması mı, bilmiyorum. Hayatımda her şeyin mahvolmuş olduğu zamanlarda bile, içimde, "Öyle mi? Hadiii!" demeye hazır bir taraf vardı. Belki o bir denge unsuru.



- Yakınların eğlenceli, neşeli yönünü iyi biliyordur herhalde.

- Tabii. Zaten yeni tanıştığım insanların ilk söylediği şeylerden biri, "Biz seni hep üzgün bilirdik," olur.



- 'Zuhal Olcay hüznü' vardır ya...

- (Gülüyor) Öyle bir tarafım da var, o ayrı konu. Yakınlarım için ise durum farklı. Ben hâlâ annemin küçük kızıyım. Hâlâ en çok bana güler. Onlar için çok normal. İnsanın her özelliğini anında başkalarına gösterebilmek gibi bir becerisi yok. Böyle bir şeye mecbur hissetmek gibi bir yatkınlığım da yok benim. Yakın çevreme karşı ne duvarım, ne filtrem vardır ama ben zaten laçka ilişkilerden hoşlanmam. Ne kadar samimi olursam olayım hâla işin içinde bir nezaket olsun isterim. O nezaket de küçük, tatlı bir mesafe getiriyor zaman zaman. Ben müzik yapıyorum onu paylaşmayı tercih ediyorum.



AKLIM TAMAMEN MÜZİKTEYDİ

- Kime çekmişsin? Annene mi, babana mı?

- İkisine de. Annem çok duygusal bir kadındır. Bütün duygusallığım ondan geliyordur eminim. Babam dünyanın en analitik zekâlı insanlarından biriydi. Muhtemelen her şeyi mantık sosu katarak değerlendirmem de ondan geliyordur.



- Sen ODTÜ Ekonomi'yi kazanmıştın değil mi?

- Evet.



- Sonra okulu bırakıp müziği seçmen de ikisinin resmi demek ki.

- Aynen. Ekonomiyi kazandığım zaman, "Hayatta bunu mu yapmak istiyorum?" diye hareket ettiğim bir dönem değildi. İlk bir buçuk dönem çok iyi bir öğrenciydim ama sonra bir gün sınıfta fark ettim ki, ohoo hoca konuşuyor benim aklım tamamen başka yerlerde. 'Nasıl İstanbul'a giderim? Nasıl müzik yaparım?' Çok kısa bir sürede gitmeye karar verdim. Hiç konuyu bulandırmadım, ailem dışında kimseye danışmadım. O kadar kuvvetli ve sorgulanmaz bir biçimde istiyordum ki bunu.



- Birlikte çalıştığın ekip yıllardır aynı. Müzikal anlamda da neredeyse hep aynı çizgide devam ettin. Değişiklikten hoşlanmıyor musun?

- Sevdiğim şeyi koruma taraftarıyım ama değişiklikten hoşlanmayan biri olduğumu söyleyemem. Söz konusu müzik yapmak olduğunda kiminle çalıştığım, o uzun stüdyo süreçlerini, turneleri kiminle geçirdiğim çok önemli oluyor. Sevdiğin, karşında senin kadar o sürece değer veren birilerini gördüğün zaman o iş taçlanmış oluyor. Ama bunu hayatın genel alanında yapmak imkânsız. Bu ülkede en zor şey sistem yaratmak. Eğer istikrardan ve gelişmeden söz edeceksek dün yapılandırdığın şeyi bozulmuş olarak bulmaman gerekiyor. Çünkü gelişmek, var olan bir şeyi tamamen silip yerine yeni bir şey koymak değil benim için. Bir şeylerin değerli kısmını muhafaza edip buna eklemeler yapmak. Ben hep dinlemeyi sevdiğim müziği yapmaya çalışıyorum.



- Stüdyo süreci de çok eğlenceli geçmiş...

- Evet. Stüdyoda çalışmayı çok seviyorum. Çok sevdiğim dostlarımla çok sevdiğim bir şeyi paylaşıyorum. Bazı şeyleri bir arada göğüslemenin, yeri geldiğinde sevinmenin ya da can sıkıntısı yaşamanın insana verdiği bir güven duygusu var ki, son zamanlarda çok azalan bir şey herkesin hayatında. Herkes çok güvensiz, sürekli, "Ne olacak acaba?" diye yaşanıyor. Oysa kendini güvende hissedebildiğin durumlarda her şey daha tatlı akıyor.



2009'DAN GERİYE KALANLAR

- 2009'da seni sarsan bir şey oldu mu?

- Ülke gündemini düşünürsem, 2009 zor bir yıldı. Bir sürü şeyin ilk kez dile getirilmeye başlandığı bir yıl oldu. Karmaşalar yaşayacağız bu dönemde ama bazı şeylerin yerine oturabilmesi için belki de önce her şeyi kaldırıp altının tozunu almak gerekiyor. Çok büyük acılar yaşayan insanlar var, bu kadar nazik bir konuyu onlara iyi anlatmak ve ondan sonra yapılandırmak gerekiyor. Her şeyin çözüme kavuşması en büyük dileğim. Diğer taraftan kişisel üzüntüm, Michael Jackson'ı kaybetmiş olmak. Çok üzüldüm gerçekten.



- Sevindiğin, hoşuna giden şey ne oldu?

- Albümüm çıktı, ona sevindim.



- Artık neleri geride bıraktın?

- Çok sabırsız biriydim bazı konularda. Öyle terbiye ettiğim taraflarım var ama bunu 2009'a bağlayamam. Kendimi daha az ciddiye alıyorum bir de. İşim ya da başkalarına karşı sorumluluklar söz konusuysa durum başka tabii. Ama bu da son bir yılda oluşmuş bir şey değil. Büyümek aslında belki de böyle bir şey. Ve bu halimden daha memnunum.



- Normalde seni magazin eklerinde hiç görmediğimiz kadar gördük 2009'da. N'oldu da böyle oldu?

- Beyoğlu'na çok gazeteci gelmesiyle alâkası var. Ben oraya neredeyse genç kızlığımdan itibaren giden, oralarda çalan biriyim. Gece hayatı olarak görmüyorum, eşimidostumu görüyorum orada, sahnede güzel müzik oluyor. Hala böyle şeylerle beslenen biriyim.



- İrkildin mi kendini gazetede görünce?

- Hoşlandığımı söyleyemem. Ama insan kendisi neyin ne olduğunu bilince çok üstünde durmuyor.



SON ZAMANLARDA...

Dinleyip de, "Vay canına!" dediği grup: Kings of Leon.

Beğendiği dizi: FlashForward. ("Ayrıca Lost fanıyım. Gün sayıyorum yeni bölümleri için.")

Okuduğu kitap: Kayıp Sembol-Dan Brown. ("Daha yeni başladım. Stüdyo döneminde ve öncesinde uzunca bir süre okumaya fırsatım olmadı.)

Şaşırdığı şey: "Çok değerli bir sürü özelliğimizi kaybettik. Çok hızlıca. Farkında bile değiliz. Bunun bu kadar hızlı olmasına ve hayat normal devam ediyormuş gibi davranmamıza çok şaşırıyorum. Klişe gibi geliyor kulağa ama anlatmak istediğim şey, 'Nasıl bu kadar çabuk oldu bunlar?'"



MELİS DANIŞMEND - SABAH
KAYNAK: http://www.sabah.com.tr/Ekler/Pazar/Guncel/2010/01/03/buyumek_aslinda_boyle_bir_sey

Etiketler: ,

Şarkı söyleyiş biçimim, boyumun 1.55 olması kadar net

Şebnem Ferah (38), rock dünyasının tartışmasız starlarından. Kimilerine göre modern zaman ozanı, kimilerine göre sert aşk şarkılarının en iyi anlatıcısı. Hayranları tam 4.5 yıldır ondan yeni şarkılar bekliyordu. Yeni albümü “Benim Adım Orman”ı çıkardı. Albümü anlamak ve sindirmek için birkaç kez dinlemenizde fayda var. Sözler yine vuruyor. Bazıları, “kaybeden kadın” temalı şarkı sözlerini ve albümün sound’unu eleştiriyor. Şebnem Ferah, şarkılarını ve müziğini anlattı, kendisine yapılan eleştirileri içtenlikle yanıtladı.



Yeni albüm için neden 4.5 yıl beklediniz?
- Dışarıdan bakıldığında çok uzun süre ara vermiş gibi gözüküyorum. Ama bu süre içinde konserler verdim ve bir performans DVD’si çıkardım. Senfoni orkestrası da işin içinde olunca DVD çok zamanımı aldı. 2008 yazında da biraz dinlendim.

Şarkı sözlerinde tüm çıplaklığınızla mı var mısınız? Yoksa görmemizi istediğiniz kadarı mı var?
- Şarkılarımda samimiyet olması için yaşadıklarımı törpülemiyorum. İçimden gürül gürül çıkan duyguları, şarkı sözleri haline getiriyorum. Tabii kendi süzgecimden geçirerek çevremdekilerin yaşadıklarını da anlattığım oluyor.

Şarkılarınızda genelde mutsuz ve kaybeden bir kadın portresi çiziyosunuz. Öyle misiniz?
- Yok. Her zaman mutsuz değilim. Herhangi sanatsal bir eser ortaya koymak için sahip olduğunuz duyguyu biraz abartmanız gerekir. Benim beş dakikalığına bile canımı yakan bir şeye yoğunlaşıp şarkı yapmak hoşuma gidiyor.

Bu şarkılar ilgi görüyor. Ticari düşündüğünüz eleştirileri de var...
- Böyle bir şey mümkün değil. İnsanlar ne düşünür, nasıl tanımlamalar yapar gibi sınırlandırıcı faktörlerden kendimi her zaman uzak tutuyorum. Albümlerimi tamamen duygularla yapıyorum. Bazen üst üste yalnız bir insanı, bazen âşık bir kadını anlattığım oluyor.

İSTİKLAL CADDESİ’NİN GÖRÜNMEYEN ETKİSİ BÜTÜN ŞARKILARA YANSIDI

Albümün ismi “Benim Adım Orman”. Orman gündüzleri renkli ve gizemli, geceleriyse korkutucu olabilir. Sizin içinizde nasıl bir orman var?

- Ben ormanın korunaklı kısmını kastederek bu şarkıyı yazdım. Hayatı içindeki bütün güzellikler ve korkutucu detaylarla yaşamayı kabul etmiş biriyim.

Albümdeki en konuşulan şarkı “İstiklal Caddesi Kadar” nasıl ortaya çıktı?
- Beyoğlu’nu ilk müzik yapmaya başladığım yıllardan beri çok severim. Uzun süre yurtdışında kaldığımda Taksim’de bir tur atmadan kendimi evime dönmüş gibi hissetmem. Bu sevgiyle, o ortamda beni başka türlü heyecanlandıran şeyleri bir araya getirdim. Aslında İstiklal Caddesi’nin görünmeyen etkisi bütün şarkılara yansıdı. Hayatında hiç İstanbul’a gelmemiş birilerini de heyecanlandırmak için şarkıya tramvay ve sokak seslerini ekledik.

“Biraz rakı, biraz azık, hayat belki bu demek” diyorsunuz. Size de rakı ve azık yeter mi?
- Herkesin bir yaşayış biçimi var. Hayranlıkla izlediğim bazı insanlar, hayatı çok basit, dışarıdaki faktörlerden etkilenmeden yaşıyor. Ben de sade ve saf şeylerle daha mutlu olabiliyorum. Aslında hepimizin günün sonunda böyle şeylere ihtiyacı oluyor.

Bir başka şarkınızda da “En güzel şarkımı henüz yazmadım” diyorsunuz...
- Şimdiye kadar yaptıklarımdan çok, yarına ümitle yaklaşıyorum. En güzelini daha yapmadım demek bana umut, heyecan ve yarınlar için sebep veriyor.

Rock müzik dendiğinde politik bir duruş akla geliyor. Sizin şarkılarınızda politik tavırlar yok. Bu özel bir tercih mi?
- İyi politika için iyi politikacılar, iyi müzik için iyi müzisyenler gerekir. Politikadan uzak yaşamıyorum ama çok da sevmiyorum. İstesem tabii politik bir şarkı yazarım ama bu benim yöntemim değil. Bence dünya politikayla değil insanlıkla kurtulacak.

ŞAPKADAN TAVŞAN ÇIKARIR GİBİ MÜZİK YAPMIYORUM

Yeni şarkılarınızın, daha önceki şarkıların farklı versiyonları olduğu eleştirisine katılıyor musunuz?

- Hayır. Zaten her albümümden sonra farklı kesimlerden eleştiriler gelir. Herkesin kendi fikridir. Albümün beğenilmesi de beğenilmemesi de ihtimaller dahilinde. Ama ben sürekli aynı şarkıyı söylediğimi hissetsem, her sene albüm çıkarırım. Daha da parlak bir hayatım olur.

Peki bu albümde rock müzik adına nasıl bir yenilik var?
- Benim müzik yapış şeklim, şapkadan tavşan çıkarmaya benzemiyor. Yani şaşırtıcı değil. Ben her zaman iyi şarkıların kalıcı olduğunu ve iyi şarkının da güçlü ifadeden geçtiğini anlatmaya çalışıyorum. Gençliğimden beri de beğendiğim şarkılarda şaşırmayı değil müziğin ifade gücünü hayranlıkla dinlemeyi seviyorum.

Hayran kitleniz sadık ve çok geniş... Ancak gelen eleştiriler sizi kızdırır mı?
- Normal karşılıyorum. Benim şarkı söyleyiş biçimim boyumun 1.55 olması kadar net. Bu saatten sonra ne birileri istediği için şarkı söyleme tarzımı değiştiririm, ne de bu çabaya girerim. Gırtlağımın her boğumundan kalbimle bağlantısı olduğunu düşündüğüm sesleri çıkarmaya çalışıyorum.

ZOR ÂŞIK OLURUM VE VÜCUDUMDAN AYRILIK HALLERİNİ ZOR ATARIM

Yıllar önce bir röportajınızda “Ünlü olmaya tam olarak adapte olamadım” demişsiniz. Hâlâ aynı durumda mısınız?

- Hiçbir zaman olacağımı zannetmiyorum. Müziği meslek edinmek, karşınıza başka sonuçlar çıkartıyor. Bunlarla çok barışık olduğumu söyleyemem. Bu yüzden daha sakin ve doğal bir hayat sürmeye çalışıyorum.

Aşk hayatınızda mantığınız ön planda mıdır?
- Hiç değildir. Gündelik hayatta olaylara çok mantıklı ve analitik yaklaşırım. Konu aşk olursa bütün dengelerim bozulur. Belki bu yüzden şarkı yazabiliyorum.

Çok sık âşık olur musunuz?
- Hayır. Bence insan iki veya üç kere yoğun aşk yaşayabilir. Ben de hem zor âşık olur hem de vücut sistemimden ayrılık hallerini zor atarım.

Hayatınıza giren erkekler size bir şeyler öğretir mi?
- Tabii. Bu tip konularda sünger gibiyimdir. Mesela, çok aceleci biriydim. Daha serinkanlı ve sabırlı olmayı öğrendim.

MÜZİSYEN OLMAKTAN ÇIKARSINIZ

Yeni albümün altyapıları diğer albümlerimden daha yumuşak değil. Zaten yumuşak bir albüm yaptığımda dinleyicilerin bazıları sert şeyler bekliyor. Sert albüm hazırladığımda “Neden daha yumuşak olmadı” diyor. Beklentiler dahilinde albüm hazırlarsanız müzisyen olmaktan çıkarsınız.

ŞARKILAR DOMİNO TAŞI GİBİ

İnsan hayatında kendisinin çok da önemli olmadığını, hayatta çok daha önemli şeylerin olduğunu fark ediyor. Bu da şarkı sözlerine ve müziğe yansıyor. Bu albümde hikâyeler geçmiş albümlerime göre daha farklı. Sıkça kendimden değil başkalarından bahsettiğim şarkılar var. Ve bütün şarkılar domino taşları gibi birbirine bağlı. Birini algıladığınız zaman diğer şarkıyı da algılayacaksınız.
Hakan Gence - Hürriyet Cumartesi

Etiketler: ,

“Eurovision’u reddettim çünkü müzikle bağdaştıramıyorum”



Adı Eurovision adayları arasında geçen Şebnem Ferah yeni albümü “Benim Adım Orman”ı çıkardı


Ormanı canlı bir şey olarak düşün. Onun kadar kocaman duyguların eşlik ettiği bir yaratık. Orman aynı zamanda çok karanlık ve ürkütücü de olabilir. İçinde bir sürü şeyi barındıran bir şey.”
Şebnem Ferah yeni albümünün adı “Benim Adım Orman” hakkında konuşuyor. Bir otelin en üst katındayız. Yüksek tavan, kocaman bir cam cephe var. Boğaz ya da tarihi ada manzaralı falan olmadığı için gecenin karanlığında parlayan ışıklar herhangi bir yer hissi veriyor. Sessiz. “Bıçak Sırtı /
Blade Runner” filminin bir karesi gibi.
“Günlük hayatımıza çok değişken girdi. Anne-babalarımız bu kadar fazla bilgi akışı içinde yaşamıyordu. Sade ve basit hayatları vardı. Biz bu dünyayı hatırlayan son çocuklarız. Ama birtakım alışkanlıklarımız değişiyor” diyor Şebnem Ferah.
Yıllar içinde tarzında hiç değişiklik yapmaması ile bu cümlenin bir ilgisi var mı acaba diye düşünüyorum.



“Yeni Şebnem Ferah albümünde aslında onu tanıyanlar için değişik bir şey yok” diye yazdım. Bu iddiama yanıt vermek ister misin?
Her albümde yeni bir akım yaratmak isteyen, sürprizleri bol olan bir albüm yapmak peşinde olan bir müzisyen değilim. Kendi dinlemeyi sevdiğim gibi yapıyorum. Bildiğim de bu. İyi şarkı yapma gayretim var. Ama hiç fark yok mu? Bence var.

Nerede?
Mesela “Kelimeler Yetse” kadar kişisel değil hiçbir zaman.

“Bankacı olsam da bir şey değişmezdi ”

Şarkıların hayatını anlatmıyor mu?
Anlatıyordur mutlaka. Başkasını bile anlatsa benim gözümden, benim beynimden geçiyor. Kimi zaman kendimin daha ağırlıklı olduğu albümlerim oluyor. Ama bu onlardan değil. Önceliğim güzel şarkılar yapmak. Bir albümün en önemli özelliği yeni bir sound ya da yeni bir söylem değildir. Benim için değil.

Hiç mi yeni bir şey denemezsin?
Belki günün birinde, bilmiyorum. Uzak değilim. Ama ben istediğim, zevk aldığım sürece bu tip albümler devam edecek. Birileri beğenir, birileri beğenmez. Bunu asla kontrol altında tutamazsın. Ama albümde her şeyin yerli yerinde olmasını isterim.

Titizsin...
Öyle derler. Sonradan geliştirdiğim bir şey değil. Ben Kemancı’da çalarken de böyleydim. Bankacı olsaydım da bir şey değişmezdi. Çok düzenli, disiplinli olurdum. Yapı meselesi.

Çoğunlukla aşkı anlatıyorsun. Ve çoğunlukla acılı ve üzgün hikayeler anlatan şarkılar bunlar. Böyle biri misin?
Sanatın herhangi bir dalında sana ilham veren anlar vardır. Ama demek değildir ki sen 7 gün 24 saat öyle yaşıyorsun. Kendimi sürekli üzgün biri olarak tanımlamam. Ve ayrıca “Bugün çok mutluyum” bana şarkı yaptırmıyor. Anlık bir duyguyu abartarak yapıyorsun bu işi. O kadar üzgün olsan zaten bu bunalım demektir ve disiplin gerektiren hiçbir işi yapamazsın. Stüdyoya gireceksin, çalışacaksın falan ama depresyonda olacaksın...

Olmaz mı böyle bir şey?
Bir kere olur, iki kere olur.
Sağlıklı karar alman gereken anlar var.
O noktada yıkılırsın.

“Los Angeles’ta yalnız başıma kendimi harika hissediyorum”

Aşk senin için nedir?
İnsanı çok mutlu eden bir şey. Ama insan en büyük üzüntülerini de bu yüzden yaşayabilir. Hele de duygusal bir yapın varsa. Herkesin hayatta birilerine ihtiyacı var. Ama ben artık yaşım ve yaşadığım tecrübelerden dolayı aşkın beni itip kakamayacağı bir noktadayım. Tecrübeleniyorsun ve daha korunmalı davranıyorsun. Ama bu şarkılara bakarak benim bu konularda ne düşündüğümü anlamaya çalışmak her zaman doğru bir yol değil. Bunlar şarkı neticede. Ben kendimi birebir anlatmak istesem kitap yazarım.

Fırsat buldukça Los Angeles’a gittiğini biliyorum. Ne yapıyorsun orada?
Benim öğrencilik yıllarımda bayılarak dinlediğim grupların merkezi orası. Hâlâ bir gün içinde hayranı olduğum iki grubun konseri olabiliyor Los Angeles’ta. Seneler boyu Heart konserine gitmek istedim. Orada izledim. Zaten gitmeden hangi konser nerede diye bakıp gidiyorum.

Yalnız mı gidiyorsun tatile?
Bu tip tatillere yalnız çıkarım. Ruhsal anlamda kendimi genişletmek istediğim zamanlarda yapıyorum bunu.
n Yalnız başına sokakta yürüyorsun, konsere gidiyorsun. Sıkılmıyor musun?
Harika hissediyorum.

“Eğer anne olacaksam normal bir aile düzenim olmalı”

“Sıradan biri olmanın tadı” gibi bir şey mi?
Bu benim hayattaki tek lüksüm. Turist gibi değilim orada. Kendime bir ev tutuyorum. Oradaki marketten alışveriş yapıyorum. Sinemaya gidiyorum. Bir süreliğine de olsa o havayı solumak iyi geliyor. Daha rahat oluyor insan.

Arkadaşlarını hayatta nereye koyarsın?
Ailemden sonra arkadaşlarım. Çok arkadaşım yok, her gün yeni dostlarım olsun arayışında da değilim. Ama kapatmam da kendimi. Şanslıyım, çok iyi dostlarım var.

Artık evleneyim çocuk yapayım demiyor musun?
Oluyor bazen. Ama bunu için yaşayan biri değilim. Bazen hormonlar çalışıyor. Ona yapacak bir şey yok. Bir dönem bana da oldu. İstedim. Anne olsam iyi olur gibi geldi.

Evlilikten ziyade anne olmak mı ön plandaydı?
Eğer anne olacaksam normal bir aile düzenim olmalı. En azından öyle başlamayı tercih ederim. Sonrasını kimse bilemez. Bazı kadınlar evlenmeye çok düşkün olurlar. Ben onu kağıt üzerinde bir detay olarak görürüm. Sağlam bir beraberlik de evlilikten farklı olmuyor. O beraberlikte çocuk zamanı geldiyse artık o insanlar düşünür
evliliği.


“Bu işte kadın olmak çok zor, önyargı çok”
Kadın olmak zor mu yaptığın işte?
Bizim 16-17 yaşlarındaki halimizi hatırla, bunun üzerine bir kariyer hayaldi o zaman. Şimdi sınırlar yıkıldı. Durum buyken kadın olmak daha da zordu tabii. Önyargı çoktu. Ben hiç hesaplamadım bugünlere geleceğini bu işin. Annem babam da bana anlayış gösterdi. Ben ODTÜ’de ekonomi okurken bıraktım, müzik yapmaya İstanbul’a geldim.

Hiç tereddüt etmedin mi acaba yanlış bir iş mi yapıyorum diye?
Hiç etmedim. Her zaman iyi şarkı söylediğime inandım ve çok çalıştım. İşini iyi yapıyorsan, sana güzel gelen bir yanı varsa, başkalarına da gelecektir.

Şarkını şöyle yap, böyle söyle diyen oluyor mu?
Hayır, müziğe kimse karışamaz. Şirket bile dinlemez önceden. Ama bu özgürlüğü sonra kazandım.


“Memlekette her şey konuşarak hallolacak sanıyoruz”
Türkiye gündemi seni etkiliyor mu hiç?
Etkiliyor. Bu ülkenin vatandaşısın, gündem neyse sen de o havayı soluyorsun. Elinden bir şey gelmiyor, çok üzülüyorsun.

Neye üzülüyorsun?
Ülke olarak çok uzun vakitler düşündüğümüzü söylemedik. Hatta uzun süre düşünmedik. Şimdi herkes her düşündüğünü söylüyor. Başka bir zaman. Ama şu anda da bir dağınıklık var. Pek çok şeyi konuşmak tartışmak için çok geç kaldık. Bunu sıkıntısı var. Birdenbire çözülmüyor konular.

Konuşmak iyi değil mi?
Konuşarak olacak sanıyoruz ama bunun ilacını da içmek lazım. Yine de olumlu. Su yolunu bulacaktır. 2009’da insanların artık kendi dilini konuşabilmesi lazım. Ama bunun için birilerinin ölmesi
mi lazım? Hayır.


“Moda ve trendler beni ilgilendirmiyor”
Şarkı yaparken en önemli kriterin ne?
Şarkını yaparsın, o gün hoşa giden, moda olan şekilde kaydedersin. Sonra o moda bitince şarkı da demode olur. Ben bunları bir kenara bırakırım. Hoşuma gidiyorsa tamamdır. Belki moda-trend eksik kalıyor ama akustik gitarla kaydedilmiş bir şarkı 10 yıl sonra da akustik gitarla kaydedilmiş bir şarkıdır.
Benim giyimim kuşamım da böyle... İspanyol paça pantolon giymeyi seviyorsam giyerim. Önce moda olur, sonra demode olur, sonra geri gelir. Bunlar beni ilgilendirmez.

Modacın var mı?
İlk iki albümde Arzu Kaprol vardı. Ama o zaten benim liseden arkadaşım, Volvox’ta da kısa bir süre çalmıştı. Bir modacıyla tanışmak gibi değildi. Normalde kendi bildiğini okuyan biriyim. Sahne kıyafetlerimi kendim seçerim. Alışveriş yaparken kafamdaki kombinasyonlara göre “Bu buna uyar” falan diye alırım. Zaten prodüksiyonla, sesle, konserde ışıkların ne zaman yanacağıyla, söneceğiyle uğraşmak benim çok daha fazla zamanımı alıyor.

Biraz “kontrol delisi” olma ihtimalin var mı?
Kim, ben mi? Aaa... (Kinayeli bir ses tonu). “Biraz” dediğin için çok kibarsın.


“Şarkı söylemek sonradan öğrenilmez”
Sesine dikkat ediyor musun?
Rock’ı şancılar gibi gırtlağının
konforlu yerinden söylemezsin. Biri düz, diğeri engelli koşu gibi düşün. Rock vokali zordur. Onun için sesime çok iyi bakarım. Hep aynı performansı göstermek için
bunu yapman lazım.

Vokal tekniğin gelişiyor mu zamanla?
Şarkı söylemek sonradan öğrenilecek
bir şey değil. Sesine bakmayı öğrenebilirsin. Ama bazı insan şarkı söyler, bazısı söyleyemez. Bazı futbolcu topa vurur,
bazısı vuramaz. Bunun gibi bir şey.

Turnede hayat nasıl oluyor?
10 sene önce konserden sonra mutlaka bir yerlere eğlenmeye gidiyorduk. Şimdi tıpış tıpış otele gidip, mümkünse sauna ya da havuza girip günün yorgunluğunu atıyorum. Ertesi güne taze başlamak istiyorum. Buna mecburum.

Yeme-içmene dikkat ediyor musun? Diyetisyenin, fitness hocan var mı?
Yok canım. Ne diyetisyeni, ne hocası. Kendim sağlıklı beslenirim. Abur cubur yemem zaten. Yemek yapmayı da seviyorum. Sebze de yaparım, et de. Yemek ayıran biri değilim. Her şeyi yiyebiliyorum. En iğrenç görünen şeyleri bile.



“Planlarım arasında Eurovision yok”
Eurovision’a katılman için sana teklif getirildi mi?
Evet.

Kabul etmedin mi?
Etmedim. Ama yanlış anlaşılmasını istemem. Şöyle anlatayım. İşin içinde bir yarışma var ve bu bana ters geliyor. Müzikal bir yarışma da değil. Şov programı gibi bir şey. Ben çok planlar, projeler yapan biri değilim ama şu kesin ki planlarım arasında Eurovision yok. Aslında bir taraftan insanda sorumluluk duygusu da oluyor, “Acaba bunu yapmalı mıyım?” diye.
Öte yandan sevdiğin bir şey olmalı diye düşünüyorsun. Ve Eurovision benim bir türlü sevemediğim bir fikir. Müzikle bağdaştıramadığım bir şey. Nedeni bu.

MEHMET TEZ - MİLLİYET

KAYNAK: http://www.milliyet.com.tr/Cumartesi/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=cumartesi&KategoriID=25&ArticleID=1180812&Date=02.01.2010&b=Trendlerin%20%20degil,%20iyi%20%20sarkilarin%20pesindeyim

Etiketler: ,